25 Kasım 2008 Salı

EDEBİYAT BİLGİLERİ

EDEBİYAT BİLGİLERİ

Şiir Bilgisi

Şiir:1

Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır.

Şiir:2

Duygu, düşünce ve hayallerimizin uyumlu, ölçülü, ve sanatlı bir şekilde anlatılmasına şiir denir.

Şair:

Şiir yazan kişiye şair denir.

Dize (Mısra):

Şiirde her bir satıra dize (mısra) denir.

Dörtlük (Kıta):

Dört dizelik kümelere kıta (dörtlük) denir. İki dizeden oluşan kümelere de beyit denir.

Nakarat:

Bir şiirde her kıtadan sonra tekrarlanan dize ya da bölümlere nakarat denir?

Şiir Bilgisi

Şiir
Şair
Dize
Dörtlük
Marş
Nakarat


Ölçü
Hece ölçüsü
Aruz ölçüsü
Serbest şiir


Redif
Kafiye
Kafiye türleri

Yarım kafiye
Tam kafiye
Zengin kafiye
Cinaslı kafiye

Kafiye şeması
Düz kafiye
Çapraz kafiye
Sarma kafiye

Şiir türleri
Lirik şiir
Epik şiir
Didaktik şiir
Pastoral
Satirik şiir

Söz sanatları
Kişileştirme
Benzetme
Abartma



Ölçü (Vezin)

ÖLÇÜ (VEZİN):

Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır.



Hece Ölçüsü:

Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulur.Durulan bu yerlere "durak" denir. Durak sözcüğün sonunda yer alır.

Örnek:

Bir düşünsen, yarıyı geçti ömrüm 11’li hece ölçüsü
Gençlik böyledir işte, gelir gider; 11
Ve kırılır sonra kolun kanadın; 11
Koşarsın pencereden pencereye 11

Örnek:

Giderim-/yolum yaya 3+4=7’li hece ölçüsü
Cemâlin-/benzer aya
Eridim-/hayal oldum
Günleri-/saya saya



Aruz Ölçüsü:

Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre düzenlenmesidir.Kısa heceler nokta(.) uzun heceler çizgi (-) ile gösterilir.
İmale: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır.
Zihaf: Uzun heceleri kısa okumaktır.




Serbest Ölçü:

Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz.

Örnek:

Tabutunuz
Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor
Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim

Kan akıtılmadan
Kesildi damarlarınızın sıcaklığı
Söyleyin kim yokladı
Bir ateş salmaya içinizi

Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Kalabalıklardan eli mızraklılardan
Otomobillerden nüfus patlamasından
Ve o koca denizlerin kirlenip ağrımasından

Redif

REDİF

Mısra sonlarında yazılışları, okunuşları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, kelime ve kelime gruplarının tekrar edilmesine "redif" denir.

Örnek-1

Bizim elde bahar olur, yaz olur.
Göller dolu ördek olur, kaz olur.
Sevgi arasında yüz bin naz olur.
Suçumu bağışla, ben sana kurban.

(Ercişli Emrah)

Örnek-2

Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.

(F. Nafiz Çamlıbel)

Kafiye (Uyak)

KAFİYE (UYAK)

Mısra sonlarındaki yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı kelimelerin, eklerin benzerliğine kafiye denir.

Örnek:

Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözü,
Nücuma sor ki, bu kirpikler uyku görmüş ?

(M. Akif ERSOY)



KAFİYE ÇEŞİTLERİ



1)Yarım Kafiye:

Tek ses benzerliğine dayanan kafiyedir.

Örnek-1

Ben çektiğim kimler çeker
Gözlerim kanlı yaş döker
Bulanık bulanık akar
Dağlarım seliyim şimdi (Kul Mustafa)

Örnek-2

İstedim kendimi bu göle atam
Elimi uzatıp yavruyu tutam

Örnek-3

Üstümüzden gelen boran ş gibi
Şahin pençesinde yavru kuş gibi
Seher sabahında rüya düş gibi
Çağıta bağırta aldı dert beni



2)Tam Kafiye:

İki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

Örnek-1

Yollarda kalan gözlerimin nurunu yordum,
Kimdir o, nasıldır diye rüzgarlara sordum,
Hulyamı tutan bir büyü var onda diyordum

(Y. Kemal Beyatlı)

Örnek-2

Sen miydin o afet ki dedim, bezm-i ezelde
Bir kanlı gül ağzında ve mey kasesi elde,
Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde,
Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı.

(Y. Kemal Beyatlı)

Örnek-3

On atlıya karar verdim yını
Yenice sevdaya salmış bını
El yanında yakar gider kını
Tenhalarda gülüşünü sevdiğim.



3)Zengin Kafiye:

Üç ya da daha çok ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.


Örnek-1

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı.. Buz tutuyor her soluk

(F. Nafiz Çamlıbel)

Örnek-2

Baygın bir ihtizaz ile bi-huş akar dere,
Sahillerinde çocuklar uzanmış çemenlere

(Orhan Seyfi Orhon)

Örnek-3

Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost ilinden avareyim
Gel gör beni aşk neyledi



4)Cinaslı Kafiye:

Anlamları ayrı, fakat yazılış ve okunuşları aynı olan kelime ve kelime gruplarının mısra sonunda tekrarı ile oluşan kafiyedir.

Örnek-1

Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem
Götürseler asmaya

Örnek-2

Bilmem ki yaz mı gelmiş
Niçin açmış gül erken
Aklımı kayıp ettim
Nazlı yarim gülerken

Kafiye Şeması

KAFİYE ŞEMASI

Mısraların son seslerine bakılarak bir dörtlüğün kafiye düzeni çıkarılır. Kafiye düzenlerinin, mısralarının son seslerindeki düzene göre çeşitleri vardır.

1.Düz Kafiye Şeması:

a----------
a----------
a----------
b----------

b---------
b---------
b---------
c---------

c---------
c---------

a---------
a---------
b---------
b--------- olmalı.

İftardan önce gittim Atik-Valde semtine-------a
Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,----a
Sessizdiler, Fakat Ramazan maneviyyeti-------b
Bir tatlı intizara çevirmiş sükuneti-------------b



2.Çapraz Kafiye Şeması:

a-------
b-------
a-------
b-------

c-------
d-------
c-------
d------- olmalı.

Hayran olarak bakarsınız da----------a
Hülyanızı fetheder bu hali-------------b
Beş yüz sene sonra karşınızda--------a
İstanbul fethinin hayali--------------- b



3.Sarma Kafiye Şeması:

a---------
b---------
b---------
a---------

c---------
d---------
c---------
d-------- olmalı.

İhtiyar, elini bağrına soktu,------a
Dedi ki: “İstanbul muhasara---b
Başlarken aldığım gaza yara---b
İçinden çektiğim bu oktu.-------a


4- Mani Tipi Kafiye Şeması

a-------
a-------
b-------
a-------

Tren gelir öterek----------a
Kömürünü dökerek-------a
Ben anamdan ayrıldım-----b
Gözüm yaşım dökerek-----a

Şiir Türleri

ŞİİR TÜRLERİ



Lirik Şiir

Aşk, ayrılık, hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Eskiden Yunanlılarda “lir” denen sazlarla söylendiğinden bu adı almıştır.

Örnek-1

Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları
( İlhan BERK)

Örnek-2

Kara dutum, çatal karam ,çingenem
Nar tanem , nur tanem , bir tanem,
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın oğulum
Günahımsın vebalimsin .
Dili mercan , dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum,
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum ,çatal karam çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem? (B.RAHMİ EYÜBOĞLU)



Epik Şiir

Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Kahramanlık, savaş, yiğitlik konuları işlenir. Okuyanda coşku, yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır. Daha çok, uzun olarak söylenir. Tarihimizde birçok şanlı zaferler yaşadığımızdan, epik şiir yönüyle bir hayli zengin bir edebiyatımız vardır.

Örnek-1

Durduk , süngü takmış kafir ayakta
Bizde süngü yok
Bir hayret kızıllığı akardı üstümüzden
Dehşetten daha çok
Durduk , süngüsü düşmanın pırıl pırıl ,
Önümüze çıktı bir gündüz,bir gece
Korku değil haşa
Bir büyük düşünce . ( F.Hüsnü DAĞLARCA)


Örnek-2

Kalktı göç eyledi Avşar elleri,
Ağır ağır giden eller bizimdir.
Arap atlar yakın eder ırağı,
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.
Belimizde kılıcımız Kirmani,
Taşı deler mızrağımın temreni.
Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
Ferman padişahın,dağlar bizimdir.
Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur,
Öter tüfek davlumbazlar vurulur.
Nice koçyiğitler yere serilir,
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. (DADALOĞLU)



Didaktik Şiir

Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer.

Örnek-1

KARGA İLE TİLKİ
Bir dala konmuştu karga cenapları;
Ağzında bir parça peynir vardı.
Sayın tilki kokuyu almış olmalı;
Ona nağme yapmaya başladı:
"Ooooo! Karga cenapları, merhaba!
"Ne kadar güzelsiniz; ne kadar şirinsiniz
"Gözüm kör olsun yalanım varsa
"Tüyleriniz gibiyse sesiniz
"Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın."
Keyfinden aklı başından gitti bay karganın;
Göstermek için güzel sesini
Açınca ağzını düşürdü nevâlesini.
Tilki kapıp onu dedi ki: "Efendiciğim,
Size küçük bir ders vereceğim;
Alıklar olmasa iş kalmaz açık gözlere;
Böyle bir ders de değer sanırım bir peynire"
Karga şaşkın, mahcup biraz da geç ama,
Yemin etti gayrı faka basmayacağına. (Çev: Orhan Veli)

Örnek-2

Şunlar ki çoktur malları
Gör nice oldu halleri
Sonucu bir gömlek imiş
Anında yoktur yenleri ( Yunus EMRE )




Pastoral Şiir

Doğa şiirlerini, çobanların doğadaki yaşayışlarını anlatan şiirlerdir. Doğaya karşı bir sevgi, bir imrenme söz konusudur.

Örnek-1

Avludan geçtiğini gördü gelinin
Suya gidiyordu öğle güneşinde
Ardında bebesi yalınayak
Geride Karabaş
Tozlu yoldan

Söğütlerin oradaki çeşmeye
Yalağında bulutlar yıkanan çeşmeye
(Oktay RIFAT)

Örnek-2

Gümüş bir dumanla kapandı her yer
Yer ve gök bu akşam yayla dumanı
Sürüler , çeşmeler , sarı çiçekler
Beyaz kar, yeşil çam, yayla dumanı ( Ömer Bedrettin UŞAKLI)




Satirik Şiir

Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.

Örnek- 1

Elin kapısında karavaş olan
Burnu sümüklü, gözü yaş olan
Bayramdan bayrama traş olan
Berbere gelir de dükkan beğenmez.

Örnek-2

Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara halini kimse sormuyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Söz Sanatları

SÖZ SANATLARI

Teşbih (Benzetme) :

Anlatımı güçlendirmek amacıyla,aralarında ortak nitelik bulunan iki varlık ya da kavramdan, ortak nitelik yönünden güçlü olandan zayıf olana benzetilmesidir.

Benzetmenin dört öğesi vardır :

1. Benzeyen ( B ) : Özellikçe zayıf olan
2. Kendisine Benzetilen ( KB ) : Özellikçe güçlü olan
3. Benzetme Yönü ( BY ) : Aktarılan özellik
4. Benzetme Edatı ( BE ) : gibi,kadar,sanki...

Bunlardan ilk ikisi benzetmenin asıl öğeleridir.
Benzetme yönü ve benzetme edatı yardımcı öğelerdir.Yardımcı öğeler kullanılmadan da benzetme gerçekleştirilebilir.

Örnekler

Cennet /gibi / güzel / vatan = KB /BE /BY /B

Bir benzetmede bu dört öğe her zaman bir arada bulunmayabilir.

Cennet vatan = KB B

Teyzem melek gibi iyiydi.

Babam aslan kadar güçlüydü.

Yılan gibi kıvrılan yollar.



Teşhis (Kişileştirme)

İnsana ait özelliklerin insan dışı varlıklara mal edilmesiyle gerçekleştirilen edebi sanattır.

Örnekler

Besbelli her saat artar kederi
Belki de yüreği yara dağların.

İnsana ait 'yüreği yaralı' ve 'kederli' olmak dağlara verilmiştir.

*Bir yağmur başlar ya inceden ince
Bak o zaman topraktaki sevince.

'sevinmek' özelliği toprağa verilmiştir.

*Renkler başkalaştı gün ortasında
Koyu bir karanlık öptü denizi.

'öpmek' özelliği karanlığa mal edilmiştir.

* "Bir bulut gezer yayla yayla Anadolu'yu
Bir baştan başa selâm götürür.

'selâm götürmek' özelliği buluta verilmiştir.

* Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik
İşte yakalandık,kelepçelendik.

Şair,kendisine dik dik baktıklarını söyleyerek 'aynaları' kişileştirmiştir.

Mübalağa (Abartma) :

Bir özelliğin ya da durumun olduğundan daha çok gösterilmesidir.
Abartmanın oluşması için, söz konusu özelliğin, mantığın sınırlarını zorlayacak biçimde büyütülmesi gerekir. Böylece mecaz da oluşur.

Örnekler

*
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer"

Bu dizelerde "atalarının gökten inerek, şehit olan askerlerin alnını öpmesi " istenmektedir. Şair bunun gerçekleşmesinin olanaksız ol duğunu bildiği halde sözün etkisini artırmak için abartmaya gitmiştir.

*
Bir gün doludizgin boşanan atlarımızla
Yerden yedi kat Arş'a kanatlandık o hızla

Akıncıların atları öyle hızlı koşmaktadır ki hızlarını alamazlar ve binicileriyle yerden yedi kat Arş'a yükselirler.Burada olmayacak bir durumun anlatımı vardır.

Zarf

Fiillerin, sıfatların ve kendi türünden kelimelerin anlamlarını çeşitli yönlerden tamamlayan kelimelere zarf denir.

Ör:
Mavi kelimeler fiil , Kırmızı yazılmış kelimeler zarftır.

Bu günü sabırla bekledim.

Seninle yarın görüşürüz.

Kazanmak için çok çalışmalısın.

Herkes çabuk dışarı çıksın.

Niçin bu kadar üzgünsün?


Zarflar çeşitleri bakımından 5’e ayrılır.
Durum Zarfları
Zaman Zarfları
Yer-Yön zarfları
Miktar Zarfları
Soru Zarfları

Durum Zarfları

1- DURUM (HAL) ZARFLARI

Fiillerin nasıl yapıldığını bildiren kelimelerdir. Fiile sorulan "nasıl" sorusunun cevabı durum zarfıdır.

Seyirciler konseri hayranlıkla izlediler. (Nasıl izlediler? Hayranlıkla= Zarf)

Öğrenciler bütün soruları doğru cevapladı. (Nasıl cevapladı? Doğru = zarf)

Ör:

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.

O her zaman dikkatli konuşur.

Küçük kız güzelce süsülendi.

Bize çok nazik davrandılar.

Eğri oturalım doğru konuşalım.

Bu ötekilerden daha iyi olmuş.

Kara haber tez duyulur.

Akşamları erkenden yatarım.

Böyle gelmiş, böyle gidecek.

Düşüncelerini açıkça söyleyebilmelisin.

Ülkeden gizlice kaçmış.

Her hafta ailece pikniğe gidiyoruz.

Etrafı iyice temizlediniz mi?

Çocukça seviniyor delice gülüyordu.

Anlatılanlara kahkahalarla güldüler.

Babasına yaşlı gözlerle el salladı.

Oradan hızla uzaklaştık.

Sorunlarımızı konuşarak halledelim.

Kanadı kırılmış bir kuş gibi duruyordu.

Minik kardeşim mışıl mışıl uyuyor.


Not:

Durum zarflarıyla niteleme sıfatlarını karıştırmayalım.

Durum zarflarında “nasıl” sorusunu “fiile”; niteleme sıfatlarında “nasıl” sorusu “isme” sorulur.

Güzel kız. (nasıl kız? güzel=sıfat)
Güzel anlattı. (nasıl anlattı? Güzel=zarf)

Sessiz bir insan kimseye zararı dokunmuyor. (sıfat)
Koridorda sessiz olun. (zarf)

Boş boş odalar sessizliği artırıyordu.(sıfat)
Sınıfta ileri geri konuştu. (zarf)

Zaman Zarfları

2- ZAMAN ZARFLARI

Fiilin bildirdiği işin ne zaman yapıldığını bildiren kelimeler zaman zarfıdır.
“Ne zaman?” sorusunun cevabı zaman zarfıdır.

Yarın balığa gideceğiz.

Seninle akşamleyin buluşuruz.

Bayramda tüm kırgınlıklar unutulur.

Uçak az önce hava alanına indi.

Biraz sonra yola çıkacağız.

Hani işler dün bitecekti.

Biz gelmeden gitmeyin.

Hemen şimdi geliyorum.

Henüz hazırlıklar bitmedi.

Dün gece hep seni düşündüm.

Sabahtan beri seni bekliyorum.

Leylekler yazın gelir kış gelmeden gider.

Akşama doğru köye varırız.

Önceden ceylanlar gezerdi bu vadide.

Kandillerde el öpmek adettir.

Güneş batınca içimi bir ürperti sarar.

Yaşadıklarını anlatırken gözleri yaşardı.

Şimdi git, iki gün sonra gel.

İstanbul’da çalıştığım günlerde burayı ziyaret ederdim.

Yarın matematik sınavı olacak.

Yer-Yön Zarfları

4- YER-YÖN ZARFLARI

Fiilin yerini, yönünü belirtmek için kullanılan kelimeler yer-yön zarfıdır. Fiile sorulan “nereye” sorusu yer-yön zarfını verir.

“İçeri, dışarı, aşağı, yukarı, ileri geri, öte, beri…” gibi kelimeler yer-yön zarfı olur.

Beri gel barışalım.

Bu yoldan geri dönülmez.

Öfkeyle dışarı çıktı.

Telaşla içeri girdi, bir göz atıp dışarı çıktı.

Yukarı çıkma, aşağı in.

Ne olur geri dön.

Bir adım ileri çıksın.

Burası çok dar öte git.


Not: Yer-yön zarfları yalın halde bulunmalıdır, çekim eki alırlarsa zarf olmaz, isim olurlar.

Başını yukarıya kaldırdı. (isim)
Başını yukarı kaldırdı. (zarf)

Birden balkondan içeriye girdi. (isim)
Birden balkondan içeri girdi. (Zarf)

Miktar (Azlık- Çokluk) Zarfları

3- MİKTAR (AZLIK-ÇOKLUK) ZARFLARI

Fiillerin miktarını bildiren kelimeler miktar zarfıdır. Fiile sorulan “ne kadar?” sorusunun cevabı miktar zarfıdır.

Kazanmak için çok çalışmalısın.

Düne göre epeyce iyileşmişsin.

Az yiyen, çok yaşar.

Fazla üzülmeyin dünyanın sonu değil.

Biraz konuşabilir miyiz?

Buralara pek uğramaz.

Azıcık bana verir misin?

Biraz gayret etsen başaracaksın.


Not: “Daha” sözcüğü zaman zarfı da olabilir, miktar zarfı da. “henüz” anlamına geldiğinde zaman zarfıdır. Diğer durumlarda miktar zarfıdır.

Öğretmen daha sınıfa girmedi. (zaman zarfı)
Bu aralar daha kötü görünüyorsun. (miktar Zarfı)


Not:
Miktar zarfları diğer zarflardan farklı olarak sıfatları ve zarfları da derecelendirebilir.

Daha çok çalışmalısın. (zarf+zarf)

Beni çok iyi dinleyin. (zarf+zarf)

Aranızda en çok okuyan kim. (zarf+zarf)

En büyük asker bizim asker. (zarf+sıfat)

Bana daha uzun bir tahta lazım. (zarf+sıfat)

O, çok iyi biridir. (zarf+sıfat)

Ne iyi insanlar bular. (zarf+sıfat)

Soru Zarfaları

5- SORU ZARFLARI

Fiilin durumunu, zamanını, miktarını öğrenmek amacıyla kullanılan kelimeler soru zarfıdır. Cevabı zarf olan kelimeler soru zarfıdır.

Kazanmak için nasıl çalışmalıyız.

Ne zaman bitecek bu dertler.

Daha ne kadar bekleyeceğiz.

Saza niye gelmedin, söze niye gelmedin.

Kendini nasıl hissediyorsun.

Ne ağlarsın benim zülfü siyahım.

Bu saatte ne gezip duruyorsun.

Bana niçin haber vermediniz.

Neden beni üzüp duruyorsun.

Ne zaman kavuşacağız canım kardeşim.


Not: Soru zarfları, soru zamiri ve soru sıfatıyla karıştırılabilir.

Ne ağlıyorsun. (soru zarfı)
Ne gün gelecekler. (soru sıfatı)
Bana ne aldın. (soru zamiri)

Bu soruyu nasıl çözeceğiz. (soru zarfı)
Nasıl soru bu böyle. (soru sıfatı)

Noktalama İşaretleri

NOKTALAMA İŞARETLERİ

Yazıda karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, cümlenin yapısını ve duraklama yerlerini belirlemek, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek için kullanılan işaretlere noktalana işaretleri denir.

Yazıdaki trafik işaretleri olarak da tanımlayabileceğimiz noktalama işaretleri şunlardır:


Nokta

1. NOKTA ( . )


Hüküm, yargı bildiren, tamamlanmış cümlelerin sonuna konur:

Türk’üm.
Okul açıldı.

Bazı kısaltmaların sonuna konur:

Prof., Doç., Dr., İst., s., vb., Cad., Sok., Alm., Ar., Far., Fr., İng.

Nokta kullanılmayan kısaltmalar:

TBMM, TDK, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (sekizi de yön),

m, cm, g, kg, l, C, Fe

Sayılardan sonra sıra belirtmek için “–nci” ekinin yerine kullanılır:

50. yıl kutlamaları, Cumhuriyet’in 75. yılı, yılın 365. günü IV., II. Mehmet, XV. yüzyıl

Üçlü gruplara ayrılan sayılar arasına konur:

12.584.000, 325.355.254

Tarihlerde gün, ay ve yıl rakamlarının arasına konur:

05.02.1972,

19.12.1996,

29.X.1923

Ay adları harfle yazılırsa nokta kullanılmaz:

29 Ekim 1923

Saat bildiren sayılarda saat ile dakika arasına konur:

08.30,

14.40,

23.58,

00.20

Bir yazının maddelerini gösteren rakam ve harflerden sonra konur:

I. II.

A. B.

1. 2.

a. b.

i. ii.

Bibliyografyada her künyenin sonuna konur:

Agâh Sırrı Levent, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960.

Matematikte çarpı işareti yerine konur:

4.5=20

Virgül

2. VİRGÜL ( , )


Cümlede birbiri ardınca sıralanan, eş görevdeki kelime ve kelime grupları arasına konur:

Uzun boylu, sarışın, gözlüklü ve sevimli bir çocuktu. (sıfatlar arasına)

Kalemini, defterini, çantasını ve hırkasını alıp gitti. (nesneler arasına)

Aralarında biçimce ve anlamca ilgi bulunan (sıralı) cümlelerin arasına konur:

Umduk, bekledik, düşündük.

Cemal Bey çantasını kapattı, yerinden kalktı, mahcup bir şekilde oradan ayrıldı.

Cümlede özel olarak vurgulanması gereken öğelerden sonra konur:

Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. (Atatürk)

Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan özneyi belirtmek için (özne ile yüklen arasına başka öğeler girmişse) özneden sonra kullanılır:

Çocuk, soğuk bir kış günü ayrıldığı ve uzun zaman haberini dahi alamadığı köyünü artık unutmuştu.

Cümlede isim olarak kullanılan adlaşmış sıfatlar, kendinden sonra gelen kelimenin sıfatı şeklinde anlaşılacaksa bu kelimelerden sonra virgül konur. Yani bir kelimenin kendinden sonraki kelimeyle ilgisi olmadığını göstermek için kullanılır:

Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır.

İhtiyar, bekçiye müdür beyin içeride olup olmadığını sordu.

Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına konur:

Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu den bir kamış olsam. (AH)

Kendisinden sonraki cümleye bağlı olan “hayır, yok, yoo, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, baş üstüne, öyle, haydi, elbette” gibi kelimelerden sonra konur:

Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkçeleşiyor.
─Yoo, güvercinlerime dokunmayın, dedi.

Hitaplardan sonra kullanılır:

Muhterem Hocam,
Arkadaşlar, bu sorular yarına kadar çözülmeli!
Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele, müsademe demektir.

Arasözlerin ve ara cümlelerin (içe içe birleşik cümlelerde iç cümlenin) başında ve sonunda kullanılır:

Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.

Bu söz, ister inanın ister inanmayın, doğrudur.

Başkalarının sözlerinden yapılan veya yazanın kendine ait başka sözlerinden yaptığı alıntılar tırnak içine alınmamışsa iki virgül arasında verilir, cümle alıntı bir sözle başlıyorsa bu alıntı cümlesinden sonra virgül konur:

Hepinizi çok iyi tanıyorum, dedi.

Onlar da, eğitimi en yüksek seviyeye çıkaracağız, demişlerdi.

Yazışmalarda, başvurulan makamın adından sonra konur:

Türk Tarih Kurumu Başkanlığına,

Yazıların sonuna düşülen notlarda yer adıyla tarih arasına konur:

Kuşadası, 7 Şubat

Sayıların yazımında ondalık bölümleri ayırmak için kullanılır. Nokta kullanılmaz:

22,4 2,5 125,255

Bibliyografik künyelerde yazar adı, eser adı, basım evi vb. maddelerin arasına konur. Basım yeri ile tarihi arasına virgül konmaz:

Falih Rıfkı Atay, Tuna Kıyıları, Remzi Kitap Evi, İstanbul 1938.

Cümle içinde “ve, veya, yahut” bağlaçlarından önce ve sonra virgül kullanılmaz; başka noktalama işaretleri de kullanılmaz.

Noktalı Virgül

3. NOKTALI VİRGÜL ( ; )


Aralarında şekil ve anlamca ilişki bulunan, birbirine bağlaçsız bağlanan ve aralarındaki duraklama kısa olan cümlelerin arasına konur:

At ölür, meydan kalır; yiğit ölür şan kalır.

Gitmemiz gerekiyor; bekleyenler var. (çünkü)

Okumuş bir kadın değil, ama anlayışlı; çok genç değil, ama güzel... (bununla birlikte)

İki cümleyi birbirine bağlayan “ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki, çünkü, yoksa, bundan dolayı, binaenaleyh, sonuç olarak, bununla birlikte, bununla birlikte” gibi bağlaçlardan önce konur:

Halis bir şiir fena okunabilir; lâkin sahte bir şiir iyi okunamaz. (YKB)

Sıralı cümleler arasına giren bu bağlaçlardan önce nokta, virgül ya da noktalı virgül koyup koymamak yazara göre değişebilen bir üslûp meselesidir.

Virgüllerle ayrılmış tür veya takımları, farkı bölümleri ve örnekleri birbirinden ayırmada kullanılır:

Murat, Yavuz ve Kâzım bir grup; Ahmet, Metin ve Mehmet de bir grup olsunlar.

Virgülle ayrılmış örnekleri farklı örneklerden ayırmak için kullanılır:

kavun, karpuz, kelek; lâhana, pırasa, ıspanak; bisküvi, kraker, çikolata...

Öğeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için bu sıralı cümleler konur.
Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.

İçerisinde birden fazla virgül kullanılmış cümlelerde öznenin kendinden hemen sonra gelen öğelere karışmamasını sağlamak için kullanılır:

Faruk; Kenan, Hulusi ve Mustafa ile yaşıt sayılır.

Cümle içerisindeki açıklamalardan önce kullanılır:

Akşama dek hiç durmaksızın çalışmıştı; çok yorgundu.

İki Nokta

4. İKİ NOKTA ( : )


Açıklama yapılacak yerlerde kullanılır:

Bestesiz: Bestesi olmayan.
Sıfat: İsimlerden önce gelerek onların nitelik ve niceliklerini bildiren kelimeler.

Bir cümleden sonra alıntı bir cümle geliyorsa veya bir söz naklediliyorsa iki nokta kullanılır:

Çocuk merakla sordu: “Bana ne getirdin?”

O, başarının sırrını tek kelimeyle açıklar: Azim

Kendisinden sonra örnek verilecek cümlelerin sonuna konur:

Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bazıları şunlardır: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem...

Karşılıklı konuşmalarda kimin konuşacağı belirtildikten sonra iki nokta konur:

Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?
Ziraatçi sayar:
Yulaf, pancar, nohut, mercimek...

Kütüphanecilikte yazar ve eser adı arasına konur:

Yahya Kemal Beyatlı: Kendi Gök Kubbemiz

Matematikte bölme işareti yerine kullanılır:

45:3=15

İki noktadan sonra bağımsız bir cümle geliyorsa bu cümle büyük harfle başlar; art arda örnekler sıralanıyorsa ilk örnek küçük harfle başlar:

Tam kapıdan çıkmak üzereyken sordu: Akşam erken gelecek misin?

İnsan üç şeye benzer: ağaca, suya ve rüzgâra

İki nokta kullanılmış cümleler bazen aynı kelimeler kullanılarak ama iki nokta kullanılmadan da kurulabilir:

Çocuk merakla sordu: “Bana ne getirdin?”→Çocuk merakla, bana ne getirdin, diye sordu. vb.

Üç Nokta

5. ÜÇ NOKTA ( ... )


Art arda örneklerin sıralandığı cümlelerde benzer örneklerin sürdürülebileceğini ifade etmek için cümle sonunda kullanılır. Bu amaçla cümle sonunda kullanılabileceği gibi cümle içinde de kullanılabilir:

Fiillerin bazıları isimlerden türemiştir: başlamak, suçlamak, incelmek, çoğalmak...
Güneşli fırtınalar, renk renk çiçekler... ve başka insanlarla birlikte yeni bir hayata hazırlanıyordu.

Bitmemiş veya bitirilmemiş cümlelerin sonun konur. Bazılarında okuyucunun cümleyi zihninde tamamlaması beklenir:

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...

Onu bir defacık görebilmek için nelere katlanmazdım ki...

Söylenmek, belirtilmek istenmeyen ve kaba sayılan, söylenmesi ahlâken çirkin görülen kelimelerin yerine konur:

Olaya ... Bey’in oğlunun da adı karışmış.
Haberi ...’dan dinledim.
Kılavuzu karga olanın burnu b....tan çıkmaz.
B....., 7 Nisan

Herhangi bir metinden alınan cümlenin öncesi ve sonrası olduğunu, aralarda da alınmayan kısımlar olduğunu belirtmek için kullanılır:

“...Annelerinin esvaplarını kızlar giyer, büyükannelerinin mücevherlerini torunlar takardı. Sırmalı çedik pabuçlar, kırmızı feraceler... Ah hele kırmızı feraceler... Baharın yeşil çimenleri üzerinde, seyir yerlerinde kadınlar tıpkı birer gelincik çiçeği gibi parlarlardı...” (Bahar ve Kelebekler;

Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:

Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:

'Koca Ali... Koca Ali, be' (Diyet)

Karşılıklı konuşmalarda yeterli olmayan, eksik bırakılan cevaplarda kullanılır:

Yabancı yok! ─
Kimsin! ─
Ali...
Hangi Ali? ─
...

Soru İşareti

6. SORU İŞARETİ ( ? )


Soru anlamı taşıyan cümle ve kelimelerden sonra kullanılır:

Hangi elbiseyi beğendiniz?

İçinde soru kelimeleri veya soru eki bulunan ama anlamca soru cümlesi olmayan cümlelerde soru işareti kullanılmaz:

Yapar mı yapmaz mı bilmem. (soru kelimesi nesneye dahil)
Bu olayı bize ne zaman anlatmıştı, hatırlamıyorum. (soru kelimesi nesneye dahil)

Bazı cümleler de soru kelimesi barındırmadığı hâlde soru cümlesidir. Bunlar soru işareti ile biter. Bu cümlelerin soru anlamı vurgu ve tonlama ile belirtilir:

Yaşınız?
Sen alacaktın?
Gördün?

Bir bilginin şüpheyle karşılandığı veya kesin olmadığı durumlarda yay ayraç içinde kullanılır:

Ankara’dan Konya’ya 1,5 (?) saatte gitmiş.

1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

Bilinmeyen yer, tarih vb. durumlar için kullanılır:

Yunus Emre (1240?-1320), (Doğum yeri: ?), ( ?-1120)

Soru eki soru anlamı katmıyorsa, zaman anlamı katıyorsa soru işareti de kullanılmaz.

Akşam oldu mu sıla özlemi depreşir gurbetçilerde.

Ünlem İşareti

7. ÜNLEM İŞARETİ ( ! )


İçinde ünlem ifadesi (haykırış, sevinç, kıvanç, üzüntü, acı, korku, hayret, ürperti, heyecan, nefret vb ani coşkunluklar) bulunan ve seslenme, hitap ve uyarı bildiren cümlelerden ve kelimelerden sonra gelir:

Şşt! Sus bakayım.

Ünlem işareti, ünlem ifadesinden hemen sonra kullanılabileceği gibi cümlenin sonunda da kullanılabilir:

Eyvah, geç kaldım!

Eyvah! Geç kaldım.

Parantez içinde kullanılan ünlem işareti alay etme, hafife alma, küçümseme, inanmama, kinaye anlamları katar:

İsteseymiş bu kitabı bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş.

Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

Kesme İşareti

8. KESME İŞARETİ ( ’ )


Özel isimlere eklenen çekim eklerini ayırmak için kullanılır.

Mustafa Kemal’e, Ankara’yı, Türkiye’de, Kızılırmak’ı,

Ancak kurum ve kuruluş adlarından sonra kesme işareti kullanılmaz:

Türkiye Büyük Millet Meclisine, Mamak Anadolu Lisesi Müdürlüğüne,

Yabancı isimlere getirilen yapım ve çekim ekleri okunuşa göre belirlenir ve kesme işaretiyle ayrılır:

Shakespeare’in, Moliere’e, Honolulu’lu

Kişi adlarına sonradan eklenen unvanlara eklenen ekler de kesme işareti ile ayrılmaz.

Zeynep Hanıma, Ayhan Beyden, .... Efendinin, ..... Paşayı...

Sert sessizle biten özel isimlere ünlüyle başlayan ek getirildiğinde ismin son sesi korunur, ama söyleyişte yumuşama olur.

Zonguldak’ı (Zonguldağı), Sinop’a (Sinoba), Ahmet’in (Ahmetin)

Özel ismin yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve eki de kesme işaretiyle ayrılmaz.

Yabancı isimler hariç diğer özel isimlere yapım ve çokluk ekleri getirilerek yapılan kelimeler büyük harfle başlar ve ekleri de kesme işareti ile ayrılmaz. Bu eklerden sonra gelen ekler de kesme işareti ile ayrılmaz.

Türklük, Türkçü, Türkleşmek, Türkçülüğün, İslâmlaşmak, Türkolog, Darvinci, Sivaslı, Ankaralı, Ankaralıdan, Türkçecilik, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Mustafa Kemallerden, Ereğliler...

Bu özel isimler, türetilen kelimenin içinde kalıyorsa büyük harfle başlamaz:

Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm...

Özel isimlere eklenen –lı, -siz, -ci yapım ekleri kesme işareti ile ayrılmaz:

Ankaralı, Atatürkçü, İstanbulsuz...

Büyük harflerle yapılan kısaltmalara getirilen ekler okunuşa göre belirlenir ve kesme işaretiyle ayrılır:

DSİ’ye, ÖSS’de, TCDD’ye, TBMM’nin...

Küçük harflerle yapılan kısaltmalarda kelimenin okunuşu esas alınır:

kg’dan, cm’yi, mm’den

Ancak büyük harfle yapılıp da okunuşu esas alınan kısaltmalar da vardır ki bunlar bir kelime gibi telâffuz edilebilmektedirler:

ASELSAN’a BOTAŞ’ın, NATO’dan, UNESCO’ya...

Sonunda nokta bulunan kısaltmalardan sonra kesme işareti kullanılmaz. Ek kelimenin okunuşuna göre belirlenir:

vb.leri, mad.si, Alm.dan, İng.yi, Nu.dan

Sayılardan sonra gelen ekler de kesme işaretiyle ayrılır. Sıra sayılarında hem nokta hem kesme kullanılmaz:

1972’de, 1881’de, 2000’den, 12’nci...

Üleştirme sayıları rakamla değil yazıyla gösterilir:

Onar, beşer, yüz yirmişer, yüz ellişer milyon...

İki kelime sonradan birleştirildiğinde ve (özellikle şiirde vezin gereği) bu kelimelerden ikincisinin ilk ünlüsü düşürüldüğünde düşen ünlünün yerine kullanılır:

ne oldu → n’oldu, ne etsin → n’etsin, ne eylesin → n’eylesin, Karacaoğlan → Karac’oğlan (Şiir dışında Karacaoğlan’dır.),

Özellikle belirtilmek istenen ek, harf ve kelimelerden sonra kullanılır:

A’dan Z’ye, -daş’la türemiş kelimeler...

Bazı kelimelerde b’nın m’ya dönüştüğü görülür.

Aldığı ekle bir başka kelime ile karıştırılabilecek olan kelime köklerinden sonra kullanılır:

Tava’nın rengi neden böyle olmuş?

Bilgi’nin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak gerekir.)

Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığı zaman kesme işareti yay ayraçtan sonra konur:

Yunus Emre (1240?-1320)’nin, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)’nin

Ancak cins isimlerinden sonra yay ayraç geliyorsa yay ayraçtan sonraki ek kesmeyle ayrılmaz:

İmek fiili (ek fiil)nin

Tırnak İşareti

9. TIRNAK İŞARETİ ( “ ” )


Başka birinin yazısından veya sözünden, hiç değiştirilmeden yapılan aktarmalar tırnak içinde gösterilir. Alıntı cümle(ler), büyük harfle başlar, noktayla biter. Alıntı cümleye ait olan noktalama işaretleri tırnağın içinde kalır. Asıl cümle de daha bitmediği için küçük harfle devam eder:

Yaşlı kadın, “Yetişin!” diye bağırdı. "Okuyorum büyükanneciğim." dedi. (Ömer Seyfettin; Bahar ve Kelebekler)

Uzun alıntılarda her paragraf ayrı ayrı tırnak içine alınır:

“Küçük salonun fes renginde, kalın, ağır perdeli penceresinden dışarı, muhteşem, parlak bir suluboya levhası gibi görünüyordu. Saf mavi bir sema... Çiçekli ağaçlar... Uyur gibi sessiz duran deniz... Karşı sahilde mor, fark olunmaz sisler altında dağlar, korular, beyaz yalılar...”

Cümle içinde özellikle belirtilmek istenen kelimelerden ve sözler tırnak içine alınır. Bazen tırnak işareti kullanmak yerine bu kelimeler koyu harflerle veya altı çizilerek de yazılabilir. Bunlar cümle değillerse küçük harfle başlarlar:

Birçoğu “edebiyat” kavramını yeni öğreniyordu.

Uzaklık ifade etmek için “ta” kullanılır.

Kitap isimleri ve yazı başlıkları yazıda tırnak içinde gösterilir. Bunlardan sonra kesme işareti kullanılmaz; çünkü tırnak işareti aynı zamanda kesme işaretinin görevini de üstlenir:

Tanpınar’ın tek denemesi,”Beş Şehir”dir.

Tek Tırnak İşareti

10. TEK TIRNAK İŞARETİ ( ‘ ’ )


Doğrudan yapılan ve tırnak işareti ( “ ” ) içinde gösterilen sözlerin içinde başka bir alıntı söz daha varsa bu da tek tırnak işareti ( ‘ ’ ) içinde verilir:

Hasan: “Yolda Yücel’i gördüm, ‘Yarın sizin sınıfla maç yapalım.’ dedi”

Tek tırnak bir de dil yazılarında örnek olarak verilen kelimelerin anlamlarını göstermek için kullanılır:

Göktürk Anıtları’nda geçen bodun ‘millet, kavim’, sab ‘söz’, tüketi ‘tamamen’ gibi kelimeler artık kullanılmamaktadır.

Yay Ayraç

11. Yay Ayraç ( ( ) )


Cümlenin yapısıyla doğrudan doğruya ilgisi olmayan, yazının ve sözün aslında olmayıp, sonradan eklenmiş olan açıklayıcı kelimeleri ve söz gruplarını göstermek için kullanılır:

O tarihte (1980) henüz sen yoktun.

Türk edebiyatının üç kolu da (halk edebiyatı, divan edebiyatı, yeni Türk edebiyatı) büyük farklılıklar gösterir.

Hakkında açıklama yapılan söze ait ek, ayraç kapatıldıktan sonra yazılır:

Yunus Emre (1240?-1320)’nin

“yani” ile yapılan açıklamalar yay ayraç içine alınmaz.

Babasından, yani okumasında büyük emeği geçen insandan daha ne isteyebilirdi ki?

Sözün söylendiği anda olup biteni, konuşanın hareketlerini ve durumunu belirtmek için kullanılır. Özellikle tiyatro eserlerinde çokça kullanılır:

İhtiyar ─ (Yerinden doğrulur.) Şimdi ne olacak?

Alıntıların yapıldığı eser ve yazar adı yay ayraç içinde verilir:

Herhangi bir metinden alınan cümlenin öncesi ve sonrası olduğunu, aralarda da alınmayan kısımlar olduğunu belirtmek için üç noktayla birlikte kullanılabilir.

(...) Annelerinin esvaplarını kızlar giyer, büyükannelerinin mücevherlerini torunlar takardı. Sırmalı çedik pabuçlar, kırmızı feraceler.

Bir bilginin şüpheyle karşılandığı veya kesin olmadığı durumlarda soru işaretiyle birlikte yay ayraç kullanılır:

Ankara’dan Konya’ya 1,5 (?) saatte gitmiş.

1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

Söze alay etme, hafife alma, küçümseme, inanmama, kinaye anlamları katmak için Ünlem işaretiyle birlikte kullanılır:

İsteseymiş bu kitabı bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş.

Yabancı kelimelerin okunuşları parantez içinde verilir:

Rousseau (Ruso) Fransız edebiyatında romantizmin önemli temsilcilerinden biridir.

Köşeli Ayraç

12. KÖŞELİ AYRAÇ ( [ ] )


Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda dışta köşeli, içte yay ayraç kullanılır:

Kütüphanemize Türk edebiyatı tarihi kitapları [En başta Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (Nihat Sami Banarlı)] alınmalı.

Bibliyografik künyelere ilişkin bazı ayrıntıları göstermek için kullanılır:

Yekta Bahir [Ömer Seyfettin], Yeni Lisan, Genç Kalemler.

Bilimsel çalışmalarda, metinde bulunmadığı hâlde araştırmacı tarafından tamamlanan kısımlar köşeli ayraç içinde verilir:

Babam kağan öldüğünde küçük kardeşim Küş-tegin ye[di yaşındakaldı...]

Kısa Çizgi

13. KISA ÇİZGİ ( - )


Satır sonunda, yer kalmadığı için yarım kalan kelimelerin bölünmüş olduğunu, yani devamının altta olduğunu göstermek için satır sonunda kullanılır. Bu görevde kullanılınca birleştirme çizgisi denir:
Ses-
sizce, titreye titreye ağlıyor.

Birleşik kelimeler de tek kelime gibi telâffuz edilerek heceleme buna göre yapılır.

........................................................................ ba-
şöğretmen Atatürk ..................................... il-
kokuldayken ..................................Karaosma-
noğlu’nun..........................................................

Kelimeler satır sonunda ve başında bir tek harf kalacak şekilde bölünmez. Aşağıdaki gibi kullanımlar yanlıştır:

.........................................................................a-
rabayla ..........................................................u-
çurtmamızın ...........................................cami-
i ................................................................niha-
î................................................

Doğruları şöyle olacaktır:

........................................................................ara-
bayla ..........................................................uçurt-
mamızın ...........................................................ca-
mii .....................................................................ni-
haî................................................

Özel isimlerde ve rakamlarda kesme işareti satır sonuna geliyorsa ve kesme işaretinden sonraki kısmın alt satıra geçmesi gerekiyorsa bu durumda kısa çizgi kullanılmaz:

.............................................. Geçen yıl Ankara’
daki akrabalarımıza ................................1996’
da .................................................

Cümle içindeki arasöz ve ara cümlelerin başına ve sonuna konur:

Bütün bebekler –Zeynep Nermin hariç- çoktan uykuya dalmışlardı.

Bir olayın başlangıç ve bitiş tarihleri arasına konur:


İkinci dünya savaşı (1939-1945) tam altı yıl sürmüştür.

Bazı terimlerle kuruluş adlarında kullanılır:

isim-fiil, zarf-fiil, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi...

Birbiriyle ilgi kurulan iki isim arasında kullanılır:

Türk-Yunan ilişkileri.

Sivas-Ankara arası trenle yüz yıldır 12 saatte gidiliyor.

Rakamlar arasında kullanılarak ila anlamı verir:

3-4 kişi

Matematikte çıkartma işareti olarak kullanılır:

458-54=404

Adreslerde semt ile şehir ismi arasına konur:

Demirlibahçe-ANKARA

Dil bilgisinde fiil kök ve gövdelerini ifade etmede, kelimeleri eklerine ayırmada, ekleri tek başına göstermede ve kelimeleri hecelemede kullanılır:

oku-, yaz-, gönder-, sevindir-; yaz-dı-k, yol-cu-luk, -de, -i, -ki,

Bazı yabancı kelimelerde kullanılır:

Sainte-Beuve, by-pass, check-up...

Bilimsel yazılarda, Arapça ve Farsça tamlamalarda ve bazı ibarelerde kullanılır:

Servet-i Fünun, Divanı, Lûgati’t-türk, Aşk-ı Memnu, bülbül-i şeydâ, âteş-perest, vatan-perver, bilâ-ücret, bî-çâre, hokka-bâz, nâ-mağûb...

Uzun Çizgi ( - )

14. UZUN ÇİZGİ ( - )


Karşılıklı konuşmalarda konuşmanın ve konuşmacının değiştiğini belirtmek için cümlelerin başında (satır başında) kullanılır. Konuşma çizgisi de denir.

Şinasi Halil Bey'e baktı ve:
-Bu mektup sana, dedi.
-Bana mı, kimden?
-Evden olacak!
-Evden? Ne münasebet?
-Şinasi Bey mektubu aldı. Saide'nin yazısı ile şu satırları okudu:

Eğik Çizgi

15. Eğik Çizgi ( / )


Şiirlerden alıntı yapıldığında, yan yana yazılan mısraları ayırmak için kullanılır:

Yüzükoyun yatma diyor annem / Yatar mıyım hiç, / İster miyim / Yüzümün / Koyun olduğunu? (FHD)


Adreslerde apartman ve daire numaralarıyla semt ve şehir isimleri arasına konur:

Altay Sokağı, Nu: 21/6 Kurtuluş/ANKARA

Dil bilgisinde eklerin ünlü ve ünsüz uyumlarına göre aldıkları farklı şekillerini göstermek için kullanılır:

-a / -e, -an / -en, -madan / -meden, -dı / -di / -du / -dü / -tı / -ti / -tu / -tü

Matematikte bölme işareti olarak kullanılır:

125/5=25

Bilgisayar ve internet dilinde eğik çizgi olarak //, / ve \ işaretleri kullanılmaktadır.

Denden İşareti

16. Denden işareti ( " )


Bir yazıdaki maddelerin sırlanmasında veya bir çizelgede alt alta gelen aynı sözlerin veya söz gruplarının tekrar yazılmasını önlemek için kullanılır.

Ör:

a. Etken fiil
b. Edilgen "
c. İşteş "
d. Dönüşlü "

Cümlenin Ögeleri

ÖGE

Cümleyi oluşturan bölümlerin her birine öge denir. Anlamlı ve doğru cümleler kurmaya yarayan bölümlerdir.

Her öge görev ve anlam yönünden bir tek ögeye eşlik eder; onu tamamlar. Bu öge de yüklemdir.

Birinci derecede önem taşıyan öge yüklemdir.

İkinci derecede önemli öge öznedir. Sadece yüklemden oluşan cümlelerde bile öznenin varlığı, yüklemin taşıdığı şahıs ekinden anlaşılır.

Sonra tümleçler gelir ki bunlar zarf tümleci, dolaylı tümleç ve nesnedir.

Bazı cümlelerde bazı ögeler hiç bulunmaz.

Ögelerin tamamı kelime veya kelime grubu hâlinde olabilir.

Yüklem genellikle en sondadır. Diğer ögelerin yerleri anlama, anlatıma göre değişebilir. Genellikle vurgulanmak istenen unsur yüklemin önündedir.


Ögeler bulunurken,

­1- Önce yüklem, sonra özne ve sonra tümleçler aranır.
2- ­Sorular yükleme sorulup alınan cevaplar yüklemle birlikte tekrar edilmelidir.
­3- Ögeler bulunurken tamlamalar ve diğer kelime grupları bölünmez.
4- ­Bağlaçlar öge sayılmamalıdır.



CÜMLENİN ÖGELERİ

Yüklem

YÜKLEM

İş, kılış, oluş, hareket, durum bildiren; haber veren; cümleyi bir yargıya bağlayan çekimli ögeye yüklem denir.

Cümlenin temel ögesidir. Cümle yargı bildiren bir söz; yüklem de yargıyı üstlenen öge olduğuna göre yüklemsiz bir cümle olamaz.

Yüklem, tek kelimeden de oluşabilir bir kelime grubundan da.

Cümle oluşturmaya yeterli olan tek öge yüklemdir.

Diğer unsurlar, yüklemin anlamını desteklemek üzere cümlede bulunur.


Fiil cümlesinin, yani iş, oluş, kılış, hareket, durum bildiren cümlelerin yüklemi çekimli bir fiildir. Bu fiil, basit, türemiş ya da birleşik olabilir.
Fiile ait zaman ve şahıs kavramları yüklemde ek hâlinde bulunur.

İsim cümlesinin, yani iş, oluş, kılış, hareket, durum bildirmeyen cümlelerin yüklemi de ek-fiille çekimlenmiş bir isimdir. Bu, isim soylu herhangi bir kelime (sıfat, zamir, zarf, edat) olabilir.

Örnekler:

Geyikler bir zamanlar varmış.

Evin önünden şırıl şırıl bir derecik akıyor.

Bizim görevimiz ailemize yardım etmektir.

Dosyalarında topladıklarını bir anda yok etti.

Bahar, yaşlıların hastalık mevsimidir.

Halk müziği, en sevdiğim müzik türüdür.

Yeni arabamız çok geniş.

Onlarla bu konuyu konuşan bendim.

Benim düşüncelerimde seninkiler gibiydi.

Tatile çıkacağı için etekleri zil çalıyordu.

Arkadaşımın yazısı eğri büğrüydü.

Balon çok şişirildiği için patladı.

Erişebileceğiniz en büyük mutluluk, lekesiz bir şöhrettir.



Bir cümlede birden fazla özne, zarf tümleci, dolaylı tümleç, nesne bulunabilir, ama yüklem tektir. Bir söz dizisi içindeki yüklem sayısı cümle sayısını gösterir.

Örnekler:

Yazarlar, ressamlar, müzisyenler, onu son yolculuğuna uğurladılar.

Yüklemi söylenmeyen cümlelere eksiltili (kesik) cümle denir. Yüklemin söylenmemiş olması cümlenin anlamında eksiklik meydana getirmez. Dinleyici ya da okuyucu cümlenin söylenmemiş kısmını ya kendisi tamamlar ya da zaten bilinmektedir.

Örnekler:

─Nerede çalışıyordun?
─Türk Dil Kurumunda. (çalışıyorum)

─Kardeşin kaçıncı sınıfta okuyor?
─İkinci sınıfta. (………….)

Özne

ÖZNE

Yüklemde bildirilen işi, oluşu, hareketi, durumu, kılışı yerine getiren; hakkında bilgi ve haber verilen ögeye özne denir.

Yani yapanı veya olanı karşılayan unsurdur.

Özne, yükleme sorulan “ne?,” “kim?” sorularının cevabıdır.

Ömer Seyfettin’in kitapları hâlâ ilgi görüyor.
* ilgi gören ne? Ömer Seyfettin’in kitapları

Kardeşim televizyon seyrederken uyuya kalmış.
* uyuya kalan kim? Kardeşim

İşten atılan adam, perişan bir durumdaydı.
*perişan bir durumda olan kim? İşten atılan adam


Hemen her sözcük ve sözcük öbeği özne görevini üstlenebilir.

Örnekler:

Babası, bir basımevinde çalışıyormuş.

Çağımızın insanları çok çalışıyor.

Büyük gemi, Sarayburnu İskelesi’ne yanaştı.

Bunları söyleyen, doğru söylemiyor.

Herkes, senin gibi anlayışlı olamaz.

Konu komşu seni sordu dün.

Sevilmek, her insanın gereksinimidir.

İspanyol kadınların yelpaze kullanmaları, ünlüymüş. (ÖZNE-YÜKLEM)




Özneleri cümledeki durumuna göre şöyle gruplandırabiliriz.



a- Gerçek Özne:

İşi yapan ya da işten etkilenen öznedir.

Annesi öğretmenle görüşmek için gelmiş.

Toplumsal olaylar zamanla kanıksanır.

Sokakta oynayanlara bakıyordu. O (gizli özne)

Geziye katılacaklar gecikince bizde ayrıldık. Biz (gizli özne)



b- Sözde Özne:

İşe etki etmeyen öznedir. Yüklem “-n ve -l” eklerini alır.

Soruların tümü bir saatte çözüldü.

Beğendiğim halı Kayseri’de dokunmuş.

Yerler daha dün silindi.

Çevreye saygı ödülü aynı firmaya verildi.


*Ortak Özne:

Tek bir öznenin birden çok yükleme sahip olduğu cümlelerin özneleridir.

Milletvekili, gözlüğünü taktı, hafifçe öksürdü ve elindeki metni okumaya başladı.

Nesne

NESNE

Yüklemde bildirilen ve öznenin yaptığı işten doğrudan etkilenen öge nesnedir.

Belirtili ve belirtisiz olmak üzere ikiye ayrılır.

Belirtme hâl eki alanlara (i hali) belirtili nesne,
yalın hâlde olanlara da belirtisiz nesne denir.

Belirtisiz nesneyi bulmak için; Ne?
Belirtili nesneyi bulmak için Kimi? Neyi? Nereyi? Soruları yükleme sorulur.


Örnekler:

Her gün gazete okuyorum.

Gazeteyi her gün okuyorum.

Bizde bu yanlış kararı eleştirdik.

O küçük köpeği çok sevmişti.

Bir aydır kitap okuyormuş.

Canım meyveli pasta yemek istedi.

Size uzun mu uzun bir mektup yazacağım.

Şehrinizi çok beğendim.

Sizi
ilk defa görüyorum.

Halk sevilen birini her zaman destekler.

Çağlayanın sesini dinliyorduk gece sessizliğinde.

Seni, sesini, gözlerinin rengini hiç unutmadım.

Dolaylı Tümleç

DOLAYLI TÜMLEÇ

“-e, -de, -den” eklerini alarak cümlenin, dolayısıyla yüklemin anlamını, “fiilin, çıkma, bulunma ve yönelme bakımlarından ilgili olduğu yer” yönünden tamamlayan ögeye dolaylı tümleç denir.

Yer tamlayıcısı da denir.

Dolaylı tümleç, yükleme sorulan;
“nereye?, nerede?, nereden?,
kime?, kimde?, kimden?,
neye?, nede?, neden?”
sorularının cevabıdır.

Örnekler:

Anlatılan öykülere kimse inanmadı.

Gemi sabaha karşı limana girdi.

İzmir’e yorucu bir yolculuktan sonra varabildik.

Bu kitabı arkadaşımda görmüştüm.

Test çözme tekniğini öğrenenler sınavda başarılı olur.

Yapraklar rüzgarda savruluyordu.

Televizyonda düzeysiz programlar yayınlanıyor.

Batı’da bu konular çok farklı değerlendirilir.

Bütün gün evden çıkmadım.

Kimseden yardım istemiyor bizim oğlan.

Bu kuru kalabalıktan biran önce kurtulalım.

Çocukları denizden kurtaramadım.

Zarf Tümleci

ZARF TÜMLECİ

Yüklemin anlamını zaman, durum, yön, miktar, tarz, vasıta, şart, sebep, birliktelik yönlerinden tamamlayan kelime ve kelime gruplarına zarf tümleci denir.

Zarf tümlecini bulmak için yükleme “nasıl?, ne zaman?, ne kadar?, nereye?” ve “kiminle?, neyle?, niçin?, neden?, niye?” soruları sorulur.



Örnekler:

İhtiyar adam merdivenleri yavaş yavaş çıkıyordu.

Adamın yanıt vermesini beklemeden çıkıp gittiler.

Geç yattığı için kalkamamış sabahleyin.

Onunla on yıl önce karşılaştık.

Haberi alınca dışarı çıktı.

Seninle birlikte çok eğleneceğiz.



Not: Yer-yön bildiren zarf tümleci yalın durumda olur.

Yukarı çıktık. (zarf tümleci)
Yukarıya çıktık. (dolaylı tümleç)
Yukarıyı temizleyin. (nesne)

Edat tümleci (edatlı tümleç) olarak adlandırılan tümleçler de birer zarf tümlecidir.

Öğrencileriyle gidecekmiş tiyatroya.

Para kazanmak için yapmış bunu.

Eski bisikletiyle dolaşmış dünyayı.

Bu parfümü senin için aldım.

Size göre biz mi hatalıyız.

Tavuk nar gibi kızarmıştı.

Cümleni Ögeleri İle İlgili Genel Özellikler

Cümleni Ögeleri İle İlgili Genel Özellikler

a- Cümlenin kuruluşuna katılmayan, yani öge olmayan ve dolaylı olarak cümlenin anlamına yardımcı olan unsurlardır. Bağlaçlar, ünlemler, ünlem grupları, hitaplar, ara sözler cümle kuruluşunun dışında kalan unsurlardır. (Cümle Dışı Unsurlardır)

Şair, sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın.

Ulu mabet, seni ancak bu sabah anlıyorum

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul.

Bahçeye indim; fakat çiçeklerin eski kokusunu alamadım.

Başımın ağrısı yazları –sıcaklardan olmalı- daha da artar.

Şu kopan fırtına Türk ordusudur, ya Rabbi!


b- Bir öge, tek bir sözcükten oluşabileceği gibi birçok sözcükten ve sözcük grubundan oluşabilir.

Yaşam denizinde uzun uzun kulaç atmış bir insanın yalın ve sıcak anlatımıydı / bizi etkileyen.

c- Bir cümlede birden fazla özne, nesne dolaylı tümleç ve zarf tümleci ortak bir yükleme bağlanabilir.

Suyun üstünde domates, salatalık, patlıcan çürükleri, boş şişeler/ vardı. (Birden çok özne)

İşyerinde, kahvede, sokakta, her yerde senin başarıların konuşuluyor. (birden çok dolaylı tümleç)

d- Soru cümleleri, değişik öğeleri buldurmaya yönelik olabilir. Sorunun cevabı hangi öge ise soru cümlesi onu buldurmaya yöneliktir.

-Sana kim izin verdi? –Babam = özneye yönelik
-Hangisini beğendin? –Bunu = nesneye yönelik
-Ne zaman geleceksin? –Yarın = zarf tümlecine yönelik

e- “mi” edatıyla oluşturulan soru cümlelerinde “mi” hangi ögeden sonra gelmişse, soru o öğeyi buldurmaya yöneliktir.

Zeynep mi söylüyor bu türküyü. = özne
Dün izledin o filmi.= zarf tümleci

f- Bir cümlede vurgulanmak istenen öge, yüklemden önceki ögedir.

Arkadaşım, ders notlarını dün bana verdi. (dolaylı tümleç)
Arkadaşım, ders notlarını bana dün verdi. (zarf tümleci)
Arkadaşım, dün bana ders notlarını verdi. (belirtili nesne)
Ders notlarını dün bana arkadaşım verdi. (özne)

g- Tamlamalar, yan cümlecikler, deyimler, ve birleşik eylemler bir bütündür, ögeler bulunurken bölünmez.

Topluma ters düşen düşünceleri, inançları yargılarken / dikkatli olmalıyız.

Alkışlanmak, beğenilmek
/ her insanın içinde saklı tuttuğu bir istektir. (özne-yüklem)

Atasözleri, Deyimler Ve Vecizeler

Cümle Anlamı

CÜMLEDE ANLAM

Kelimelerde Anlam İlişkisi

KELİMELERDE ANLAM İLİŞKİSİ

Anlam Bakılmından Kelimeler

ANLAM BAKIMINDAN KELİMELER

Ses Bilgisi

SES BİLGİSİ